Her Şey Bir Oyundu

Babamla diyalogum ben henüz çok küçükken başlamıştı. Onunla oynadığım ilk oyunlar kendisinin çocukları oyalamak için  kağıttan yaptığı oyuncakları bana öğretmesi ile başlamıştı sanırım. O zamanlar bu tip oyuncaklara origami denildiğini bile bilmiyordum. Neler neler yapardık birlikte, masalar, sandalyeler, elele tutuşmuş çocuklar.  Ne makas kullanırdık ne de yapışkan. Kağıtlara sadece ellerimizle şekil verirdik. Sonraları öğretmenimin benden istediği ev ödevlerini yapmaya başladık beraber. Öyle güzel koleksiyonlar hazırlardık ki sınıftaki bütün çocuklar hayran kalırdı. Sonrasında öğretmenim babamla yaptıklarımızı onlara da öğretmemi isterdi. Hele bir keresinde kartondan araba yapmıştık birlikte. İşte o müthişti. Her aşamasında yanındaydım. Sadece kendi yapmıyordu bana da öğretiyordu bir yandan. Ertesi gün biliyordu ki öğretmenim diğer çocukların da aynı oyuncağı yapmasını isteyecekti. Çok güzel günlermiş. 

Dedemin onlara aldığı ve hala benim en kıymetli hazinelerimden biri olarak sakladığım Meccano makinesi ile oynamaya başlamıştık. Bu oyuncak oynayanlara müthiş bir bakış açısı kazandırıyordu. O devrin Legosu gibi düşünün bir nevi ama onunla hayal aleminde gezerken neyi hayal edersem onu yapabiliyordum. Kuzenlerimle birlikte oynarken oyuncağın parçaları olan vidalar, somunlar, çeşitli boydaki demir ortası delikli çubuklar, tekerlekler  ile neler neler yapardık birlikte. Vinçler, arabalar, aklınıza ne gelirse. Bir tek şart vardı. Oynayıp bitirdikten sonra kutusuna yerleştirecek ve hiçbir parçayı kaybetmeyecektik. Ah dedem ya, o devirde bu nasıl bir öngörülü olmakmış böyle, nasıl güzel oyuncaklar almışsın evlatlarına. 

Ben büyümeye başladıkça oyunlar da değişmeye başladı. Önce satrançla başladık. Dedemin el oyması ile kendisinin yaptığı satranç takımıyla. Dedem, bütün çocuklarına satranç oynamayı öğretmiş, onlar da bize öğretmeye başlamışlardı zamanı gelince. Önceleri fil, at ve kalenin birini oyun dışına çıkarırdı. Hatta veziri bile. Yine de yenerdi beni. Ben oyunu öğrenmeye başladıkça yavaş yavaş önce vezir, sonra da diğer taşlar onun oyununda yer almaya başlamıştı. İlk defa bütün taşlarla oynayıp da onu yenmeyi başardığım gün, benim için çok büyük bir onurdu. Sanki gerçek bir rakipmişim gibi elimi sıkarak başardığım için beni tebrik etmişti. Satranç günlerinden sonra sıra kağıt oyunlarına gelmişti. Her bildiği oyunu bana da öğretmişti. Bir gün, yeni bir kağıt takımıyla gelmişti eve. Bu bir bezik takımıydı. Dört deste özel sayılardan oluşan iskambil kağıtları ve sayıları saymak için kullanılan ve markiz adı verilen tahtasıyla. Artık sıra bezik öğrenmeye gelmişti. İki kişilik bir oyundu. Nasıl zevkle oynardık. Ben bütün bu oyunları öğrenirken babam da giderek yaşlanıyordu. Özellikle birlikte bezik oynarken, ben onu sürekli yenecek olursam, “Ben Allah Allah diyorum, yağmur Aladağ’a yağıyor…” derdi. Bu bana bir çeşit ikaz gibiydi ve bu sözlerini duyduğumda artık biraz da ona yenilmem gerektiğini anlardım. Nasıl zevk alırdık birlikte oynamaktan… 

Bir gün kendisinden bana pokeri de öğretmesini istemiştim. O zaman gayet sakin ama bıçak gibi bir sesle, “Kadınlar poker oynamaz. Bu nedenle, o oyunu ben sana öğretmem. Sen de öğrenmeyecek ve asla oynamayacaksın…” demişti. Sözünü tutmuş ve çok istememe rağmen pokeri asla öğrenmemiştim. Neredeyse bütün kağıt oyunlarını da böylece öğrendikten sonra, sıra tavlaya gelmişti. Tavlayı çok fazla sevemedim bir türlü nedense. Belki de zarlar ve şans işin içine girdiği içindir. Sonrasında tavla taşları ile oynanan ve sonuna kadar da kimin yeneceği belli olmayan bir başka oyunu da öğretmişti bana. Gülbahar. O farklıydı, onu da epey bir süre oynamıştık. Belki çoğu kişi adını bile bilmez o oyunun. 

Zannetmeyin ki biz babamla sadece oyun oynayarak vakit geçirdik. Belki de hayatımın en önemli derslerini o oyunları oynarken aldım ben. El becerilerimi geliştirmeyi, hırslarıma yenilmemeyi, risk almayı, parayla asla oynamamam gerektiğini, fasulyelerle oynayabileceğimi, kendimi kontrol etmeyi ve oyunda asla hile yapmamayı, taş çalmamayı, ne yaparsam yapayım erdemli olmayı da o oyunları oynarken öğrenmiştim. 

Yazı Maratonunda Zeynep’in verdiği “Her şey bir oyun” sözcüğüyle o kadar eskilere gittim ki… Kaç kişi babası ile böyle bir diyaloga girmiştir bilemem ama Nazım Cem, sen iyi ki benim babam oldun. O güzel günleri birlikte yaşadık ve öğrendiğim her şeyde hala senin bir izin var… Oyun bitene kadar, devam edelim babam…

20 Nisan 2026, Yazı Maratonu

BU YAZILARIMI DA BEĞENEBİLİRSİN.

POPÜLER YAZILARIM

Bülten

Web sitemdeki yeniliklerden haberdar olmak için bültene kayıt olun!

KATEGORİLER

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Autem dolore, alias, numquam enim ab voluptate id quam harum ducimus cupiditate similique quisquam et deserunt, recusandae.